
Psikolojik polisiye roman üçlemesi Kopmuş İp, Kocama Tuzak Kurdum, Kırmızı Kadifenin Sırrı eserleriyle tanınan, alanında benzersiz bir çalışma olan Romandrama’nın yazarı, ODTÜ Edebiyat Kulübü’nün kurucusu, Uzman Klinik Psikolog, Psikoterapist ve Yazar Şule İzgi Şahin; birbiriyle sıklıkla karıştırılan fedakârlık ve özveri kavramlarını, ilişkiler üzerindeki etkilerine yönelik merak edilenleri yanıtladığı köşe yazısıyla Edebiyat I Sanat I Hayat Dergisi’nde…
Gönülden yapmıyorsak, fedakârlık yapıyoruzdur
Fedakârlık isteğinin temelinde yatanlar
Fedakârlık çok kullanılan, ne yazık ki yanlış anlaşılan kelimelerden biri. Hepimiz gündelik hayatta “Ben çok fedakârlık yaptım, saçımı süpürge ettim, başkaları için dünyanın derdini çektim, emeğini harcadım” diye konuşuruz. Aslında çoğu kere özveriyle gönülden yaptığımız eylemler, bir çeşit mecburiyet duygusuyla yaptığımız ve adına fedakârlık dediğimiz eylemlerle çok karıştırılıyor. Bizi okuyanlar tüm eylemlerini, bu iki kavram ışığında değerlendirdiklerinde, daha doğru bir eylem-düşünce ve duygu sarmalında hareket edeceklerini düşünüyorum.
Fedakârlıkla özveri arasındaki önemli farklılık şudur: Şayet gönülden yapmıyorsak, mutlaka fedakârlık yapıyoruzdur. Fedakârlığın bedeli ve beklentisi vardır. Bizde duygusal, maddi manevi bir beklenti oluşturur. Ancak günün birinde, ihtiyacımız olduğunda ya da hiç ihtiyaç olmasa bile en azından sevgi, anlayış, psikolojik destek veya tolerans gösterilmesini beklediğimiz durumlarda, bu beklenti karşılanmadığında bizde hayal kırıklığı ve öfke gibi duygusal sonuçları olur. Şayet fedakârca davranıyorsak, bu tip davranışlar ilişkimizin bir yerde tıkanması veya zarar görmesi tehlikesini de içerir. Fedakârlık yerine başka bir kavram olan özverili tutum ve davranış içindeysek, o zaman gönülden yani eğer gerçekten bir şeyi yapmak istiyorsak yaparız. Böyle olunca karşılığında herhangi bir beklenti oluşturamadığımız için aslında ilişkileri besleyen, insan ruhuna iyi gelen karşılıklı yardımlaşmayı ve iyilik halini çoğaltan bir davranış yapmış oluruz.

Hayatın getirdiği sorumluluklar kişisel eylemlerimizdir, bunlar için özveride bulunmaya veya fedakârlık yapmaya gerek yoktur
Sorumluluklarımıza dair
Sorumluluklarımız, özveri veya fedakârlık göstermeksizin zaten yapmamız gereken eylemleri içerir. Yani anne veya baba olarak çocuğumuza bakmak, okutmak; eş olarak eş olma sorumluluğu içinde davranmak; çalışan olarak işimizi dürüstçe ve hakkıyla yapmak gibi hayatın getirdiği sorumluluklar için özveri ya da fedakârlık yapmaya gerek yoktur. Bunlar zaten bizim yapmak zorunda olduğumuz kişisel eylemlerimizdir. Bunları yaptığımız için fedakâr olmayız.

Doğru davranış, doğru sorularla gelir
Fedakârlık kavramı ve ilişkileri zorlayışı üzerine
Kendimizi fedakârlık yapmak için zorladığımızda, bu eylemimiz hem ilişkileri bozar hem de ruh hâlimizi bozar. Bir davranışı, başkalarının talebi hâlinde ve elimizden gelen bir şeyse yapmak, bizde yük yaratmaz. Yapmak için kendimizi zorlamayız. Her şeyden önce fedakâr kelimesi 2 tane heceden oluşuyor değil mi? Biri feda, diğeri kâr. Yani bir şeyi feda etmenin karşılığında da kâr var. Biz kâr elde etmek için eylemde bulunuyorsak bazı şeyleri feda etmeyi uygun görüyoruz demektir. Fakat sonra da “Saçımı süpürge ettim, senin için şunu bunu yaptım” diyerek bedelini soruyoruz. Böyle olunca günün sonunda kimseyi memnun etmeye imkân yok… Çünkü karşıdaki “Ben senden bunu talep etmemiştim, kendiliğinden yaptın, şimdi de bunun bedelini istiyorsun. Bir de üstelik, hayatıma fedakârlık yaptım diyerek müdahale de etmiş oldun. Bu bende öfke uyandırdı” diyor. Bu sefer fedakârlık yapanda da aynı öfkeler beliriyor. Çünkü yaptığı boşa gitmiş oluyor. Bir de işin böyle ters tarafı var…
Dolayısıyla aslında yapılması gereken tek şey; “Gerçekten bunu yapmalı mıyım? Bunu gerçekten bir başkası için yapmak istiyor muyum? Beni bunu yapmaya ne zorluyor?” sorularını kendimize yöneltmek… Doğru davranış bu soruları sordukça gelir.
Uzman Klinik Psikolog, Psikoterapist ve Yazar Şule İzgi Şahin

Yorum bırakın