
Çocuk edebiyatının üretken kalemi Şeyma Ayık, “Can ve Su Samuru” masalıyla Edebiyat I Sanat I Hayat Dergisi’nde…

CAN VE SU SAMURU
O gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Şimşekler çakarken çıkan sesler o kadar güçlüydü ki Can bu seslerin gökyüzünden geldiğine inanamadı.
Yerdeki su birikintisine takıldı gözleri. Ayna gibiydi ve sanki içinde bir dünya daha vardı. Suya yansıyan kendi silüetini ve gökyüzünde uçan kuşların aksini izledikten sonra annesine, nehir kenarında arkadaşlarıyla buluşacağını ve hava kararmadan eve döneceğini söyleyip yola koyuldu.
Seslendi arkasından annesi: “Sakın gecikme!”
“Tamam anneciğim!” diye cevap verdi Can.
Can’ın koşarak yanına gittiği arkadaşı; nehir kenarındaki suda yaşayan tatlı su samuru Sally idi. Can, her gün aynı saatte Sally’i ziyarete gidiyordu. Sohbet ediyor, oyun oynuyorlar ve dertleşiyorlardı. Tam nehir kenarına vardığında; su samurunu yosun ve yapraklarla döşediği yuvasında, yani suyun içerisinde uyurken buldu.
“Şşşşt… Uyan Sally ben geldim.”
“Hmm… Merhaba Can. Gece uyuyamadığım için erken uyanamadım.”
“Neden uyuyamadın Sally?”
“Avcılar Can… Onları düşünmek beni çok huzursuz ediyor. Rüyalarım kâbusa döndü. Biliyor musun su samurları olarak bizim neslimiz tükenmek üzere. Bir şeyler yapmalıyız ama ne?”
“Haklısın Sally. Seni çok iyi anlıyorum. İnsanları bu konuda uyarmalıyız, sanırım bana bu konuda büyük görevler düşüyor.” diye cevap verdi Can ve kara kara düşünmeye başladı.
Ne yapabilirdi ki? Afişler bastırıp, sokaklara, duvarlara mı yapıştırmalıydı?
“AV YASAKTIR! DOĞADAKİ HER CANLININ YAŞAM HAKKI VARDIR.”
“SAKIN HAYVANLARI AVLAMAYIN, YOKSA SİZ DE BİR GÜN AVLANIRSINIZ.”
“AV, ÇOK BÜYÜK BİR SUÇTUR.”
Can bunları düşünürken Sally:
“Biliyor musun? Yağmurlu havaları çok seviyorum. Bugün de çok yağmur yağdı, ne güzel değil mi?”
“Hıhı… Evet…” dedi ama aklı av konusuna takılıp kalmıştı Can’ın…
O gün, iki arkadaş gün boyunca çilek topladı, ağaçların arasında oynadı ve kelebeklerin peşinden koşarak birbirleriyle yarıştılar. Sally bir ara su birikintisinde zıplama oyunu oynamayı önerdi. Can en çok bu oyundan zevk aldı. Arkadaşıyla geçirdiği anlar öylesine güzel, öylesine büyülü idi ki; yüzünde kocaman bir gülümsemeyle evine döndü.
Akşam yemeğinde babası sordu:
“Bugün çok keyifsizsin. Yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?”
Can, kafasını iki yana sallayarak, yemeğini bitirmeden masadan kalktı ve aceleyle odasına gitti. Kitap okumaya çalışıyor, bir türlü okuyamıyor; uyumak için yattığındaysa gözüne uyku girmiyordu. Ne yapmalıydı ki? Sally ve onun türünü korumak için kara kara düşünüp durdu. Tammm göz kapakları uykuya yenik düşecekken;
“Bulduuuuummmm.” diyerek yataktan fırlayıp evden çıktı. Yol bitmek bilmiyordu sanki. Sonunda nefes nefese Sally’nin yanına ulaştı. Can ve Sally uzun süre konuştular. Sohbetleri bittiğinde ikisi de oldukça mutluydu. Acaba Can’ın bulduğu fikir ya da plan neydi?
Ertesi gün, Sally bütün su samuru arkadaşlarını, kendi yuvasına davet etti. O kadar çok su samuru bir aradaydı ki gerçekten görülmeye değerdi. Bir süre sonra Can da aralarına katıldı ve onlarla ciddi bir konuşma yaptı. Bu onlar için hayati bir önem taşıyordu. Can, avcıları onlardan uzaklaştırabilmek, daha da önemlisi bu kararlarından vazgeçirebilmek için bulduğu parlak fikri onlarla paylaşıyordu. Konuşması bittiğinde, su samurları hem şaşkın hem de çok sevinçliydi. Bunu başarabilirse, artık korkusuzca yaşayabilecekler ve nesilleri de tükenmeyecekti.
Yöredeki bütün avcıların çocuklarını toplamakla başladı işe Can. Çocukları tek tek su samurlarıyla tanıştırdı ve her birine onların yaşamlarıyla ilgili bilgi verdi. Tıpkı kendisinin olduğu gibi; çocukların da bir su samuruyla yakın dost olabileceklerini anlatıp durdu.
Gün sonunda bütün çocukların birer su samuru dostu olmuştu. Bundan büyük mutluluk duyan avcı çocukları, Can’a teşekkür ederek evlerinin yolunu tuttu.
Can hem çok mutlu hem de tedirgindi. Çocuklar ailelerini, su samurlarını yaşatma konusunda ikna edebilecekler miydi? Gece, aklından bunlar geçerken uykuya dalıverdi.
Ertesi gün aynı saatte ve yerde bütün çocuklar su samurlarıyla buluşup saatlerce oyun oynadılar. Artık her su samurunun bir oyun arkadaşı; her çocuğun da bir su samuru dostu vardı. O gece su samurları, arkadaşlarına birbirinden güzel hediyeler hazırlamışlardı. Çocuklar bunları görünce çok mutlu oldular ve evlerine güle oynaya geri döndüler.
Çocuklardan birinin babası, kızına bu mutluluğun nedenini sorduğunda, aldığı cevapla o kadar şaşırdı ki ne diyeceğini bilemedi. Av için peşinden koştuğu su samuru, meğer kızının en büyük mutluluk kaynağı imiş. Bunu zamanla fark eden diğer ebeveynler de, ilerleyen günlerde çocuklarıyla birlikte su samurlarını görmeye geldiler. O gün onlar da o kadar mutlu oldular ki her biri sanki yeniden çocuk olmuştu. Hem çocuklarının hem de kendilerinin geçirdikleri güzel vakit; onlara bir ders idi.
Sevgi ne güzel şeydi… Canlılara zarar vermek, aslında insanın kendi mutluluğundan çalmasıydı. Hepsi pişman olduklarını ifade edip, bir daha asla ava çıkmayacaklarını söylediler.
Can olan biteni uzaktan izliyordu. İşte bu, onun zaferiydi. Su samurları artık güvendeydi. Can başarmıştı. Onları kurtarmış ve her çocuğa bir su samuru dostu kazandırmıştı.
İşte bu gece rahat uyuyabilirdi. Yüzündeki tebessümle, en güzel rüyaları görmek üzere kapandı göz kapakları…
Şeyma Ayık


Yorum bırakın