





Araştırmalarım ile ilgili nereye gittiysem, benden önce bir şairin oraya uğradığını gördüm” diyen Freud, âdeta Zülfü Livaneli’nin Son Ada kitabında soluklanmış gibidir. Bu değerli eserde, martılara karşı açılan savaş, insan türünün bitmez tükenmez hırsları ve iktidar mücadelesi anlatılır.
Yaşar Kemal’in ön sözüyle 2009 yılında yayınlanan, hâlâ ilgiyle okunan Son Ada’dan beş alıntı…
“İşte şimdi karşınızdayız, sözü uzatmaya gerek yok; bu beyler ve hanımlar adamızdaki martıları öldürmeyi, yumurtalarını kırmayı, adayı martılardan temizlemeyi planlıyorlar. Bunun nasıl bir çılgınlık olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım. Martılar, bizler buraya gelmeden binlerce yıl önce de bu adanın sahipleriydi. Kaç kuşaktır yumurtalarını buraya koyup yavrularını bu kıyılarda yetiştirdiler, onlara uçmayı ve avlanmayı öğrettiler. Bize de hiçbir zararları yok. Martılara karşı duyulan bu amansız öfkeyi ve yok etme amacını anlamakta güçlük çekiyorum ama biliyorum ki adadaki yaşamı bilen ve bu uyumu bozmak istemeyen sizler, komitenin ‘martı seferberliği’ diye adlandırdığı bu uygulamaya zaten izin vermeyeceksiniz. Bu yüzden endişem yok.” (Sayfa: 68)
“Adadaki huzuru bozacak böyle bir girişim kanımıza dokunuyordu. O martılarla biz yıllardır yan yana yaşıyorduk, birbirimize alışmıştık, hiçbir sorunumuz yoktu. Durup dururken bu masum hayvanları öldürmek, yumurtalarını kırmak kabul edilemezdi. Ne olursa olsun, işe mutlaka engel olmalıydık.” (Sayfa: 77)
“Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.” (Sayfa: 89)
“Biz insanlar sınırlarımızı bilmeden kendi aklımızı beğeniyoruz, öğrenmiyoruz, akıllanmıyoruz. Her şeyi anladığımız zaman da iş işten geçmiş oluyor.” (Sayfa: 96)
“Adadaki değişimin ilk büyük göstergesi, o toplantıdan sonra dağılan ve bir daha hiçbir zaman yerine konulamayacağını içten içe duyumsadığımız o dostluk, kardeşlik havasının yitip gitmesiydi. Oysa eskiden adanın en güzel tarafı, insanların bir aile oluşturacak biçimde günün büyük kısmını birlikte geçirmeleriydi. Birbirimizi her gün görmemize rağmen, yolda ya da kıyıda karşılaştığımızda hararetle konuşmaya koyulurduk. Konularımız hiç bitmezdi. Gerçi bazen selam verip bazen vermeyen, kendi içlerinde problemli, bizim deyimimizle “eserekli” bir iki kişi vardı ama biz onlara aldırmamayı, daha doğrusu onları oldukları gibi kabul etmeyi öğrenmiştik. Çünkü yazılı olmayan en büyük kuralımız, kimsenin kimseye karışmamasıydı.”
Son Ada Hakkında:
Son Ada… Martılar, yasemin kokuları, çam ormanları, renk renk balıklar ve mutlu insanlarla dolu anakaraya uzak bir sığınak. En iyi korunan sır, yeryüzünün gizli cenneti. Bu son insani köşe, son sığınak nasıl kaybedildi? Geri kazanmak mümkün mü?Ünlü edebiyatçı Zülfü Livaneli’nin en politik romanı olan Son Ada, ismini bilmediğimiz bir adada yine ismini bilmediğimiz insanların ve bir diktatörün ekseninde yaşananları anlatıyor. Livaneli, Türkiye’den ve dünyadan tüm okurların aşina olduğu “diktatörlük” gerçeğine alegorik bir anlatımla dikkat çekiyor.Türk edebiyatının mihenk taşlarından Yaşar Kemal’in Önsöz’de yer alan sözleriyle: “Zülfü bu romanda inanılmaz ölçüler, olanaklar yaratmış. Her şey birbirine uyuyor. Edebiyatta görkemli bir söz vardır, büyük kapıdan girmek. Bu, büyük bir eserin yazarı demek. Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.” 2009 Orhan Kemal Roman Armağanı’na layık görülen ve pek çok dile çevrilip dünya çapında okunan Son Ada, Gezi direnişçilerini selamlayan yenilenmiş finaliyle tekrar okur karşısına çıkıyor.
Yaşar Kemal’in önsözüyle: “Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.“

Yorum bırakın