Edebiyat, Sanat ve Hayat Yazıları-1: Kitap Fuarları I Halil Genç

    Arılar kadar çalışkan, her yerdeki ve her şeydeki insana, insanın sahip olduğu güzelliklere bir şekilde ulaşmayı başaran sevgili Zeynep Özcan’ın nazik çağrısıyla dâhil olduğum Edebiyat, Sanat ve Hayat ailesine merhaba. Her türlü övgüyü ziyadesiyle hak eden Zeynep’e bir kez daha teşekkür ediyorum. Değişen, her an çoğalan düşün dünyamızda birbirinden değerli yazın insanını tanıma, okuma, izleme fırsatına vesile olduğun için de. Arayışlarının tükenmemesini diliyorum.

Şiirin, öykünün, romanın, inceleme ve araştırma yazılarının, anıların içinde kaybolmamaya çalışarak ve bunların hazzını birlikte yaşamayı dileyerek başlayayım.
Aydınlık bir toplaşma alanı olan sanat fuarlarının sanata, edebiyata, dahası hayata katkıları konusunda konuşmaların çoğalmasını isterim. Sosyal medya platformlarının insana zengin yelpazeler sunduğu düşünülürse, daha yakından incelemeye değer. Farkında değiliz, bu ortamlar hayatımızın birer parçası, hatta vazgeçilmezi olmuş durumda. Görebildiğim kadarıyla bu platformlardan yağmur gibi yağan haberlere, videolara, kısa öykülere, anılara, fotoğraflara, inceleme ve araştırma yazılarına yetişebilmek sabrımızı fazlasıyla zorluyor. Beğenimize sunulanların doğru olup olmadığının bilinmezliği üzerinde durmayacağım. Hele de hangi birini, nereden, hangi kaynaklardan araştıralım? Kaldı ki insanlarımızın önemli bir çoğunluğu kendisine gelen bu bilgi yığınını sorgulamadan benimsiyor olması ve kendini bu bilgiler ışığında konumlandırması ayrı bir sorun olarak görülmeli.


Sanat fuarları, öncelikle yaratıya ve ürünün yaratıcısına doğrudan ulaşabilmek noktasında mesafeyi en aza indirmesi özelliği bakımından değerli girişimlerdir. Ressamı, fotoğraf sanatçısını, yazarı, tiyatro sanatçısını doğrudan görebiliyor; yanında durabiliyor, ona dokunabiliyor, fotoğraflar çektirebiliyor, dahası sohbet etme şansına ulaşabiliyorsunuz. Bu söylediklerim hâlâ yaşayanlarla ilgili doğal olarak. Artık bu dünyada olamayanların da tüm eserlerini bir arada görebilmek, eserleri arasında karşılaştırmalar yapmak; onları araştıran filmleri, açık oturumları, panelleri ve söyleşileri izlemek bize yeni ufuklar açmaz mı düşünelim…


Biraz özele ineyim, yerellerdeki belediyelerin özellikle yaz aylarındaki organizasyonlarına bakalım. İlçe belediyelerinin düzenlediği bu tür programların çok önemsenmesi gerektiğinin altını çizeyim. Kitap fuarlarında yüz binlerce kitapla buluşmak, stantlardaki yazarlarla bir araya gelmek, onlara kitapları hakkında sorular sorabilmek, kitaplarını imzalatmak, büyük şehirlerdeki iş koşturmacası arasında yapabildiğimiz şeyler değil. Benzer durumlar sahne sanatçıları; radyo ve televizyonda izlediğimiz, gördüğümüz sanatçılar, hatta politika yazanlar için de geçerli.

“Bilinen imkânsızlıklar nedeniyle kendini ulusal düzeyde ifade edememiş nitelikli şair ve yazarlar, yalnız o yörede yetişen meyvelere, yalnız o dağlarda büyüyen çiçeklere benzer”


Bu yerel fuarların önemli bir ayağının yazar olduğu unutulmamalı. Yazarın, kendini, yazdıklarıyla ifade ettiği düşünülürse okuruyla yakınlaşmak onu illaki mutlu edecektir. Kitaplarının daha çok satılması, küçümsemeyelim, kendine katkılar sağlar. Bunun yanında bu duygusal yaklaşım yazarın esin kaynağı, yeni yaratılarının ufku da olabilecektir.


Bu fuarların yayınevlerine sağladığı katkının atlanmaması gerekiyor. Kentlerde düzenlenen büyük fuarlarda büyük paralar karşılığında bile yer bulmakta zorlanmaları, onların önemli açmazlarından biri. Yerel yönetimlerse yayınevinden ya cüzi bir miktar alıyor ya da almıyor. Bu da okuyucuya daha fazla oranda indirim olarak yansıyabiliyor.


Yerellerdeki kitap fuarlarında ilginizi çekeceğini düşündüğüm çok önemli bir etkinlik ortamı daha var; yerel sanatçılarla buluşmak, tanışmak. Bilinen imkânsızlıklar nedeniyle kendini ulusal düzeyde ifade edememiş öyle değerli, nitelikli şair, öykü ve roman yazarı var ki… Kendi çabası, sanata olan aşkıyla kitabını yayınlatmış ama kentlerin büyük kitapçıların raflarına ulaştıramamış, öyle. Yalnız o yörede yetişen meyvelere benzetirim bunu. Yalnız o dağlarda büyüyen çiçeklere benzetirim. Yemeklerin, balığın, tatlıların özel tatlarını saymıyorum bile.


Tatil bize, yoğun iş koşturmacaları sırasında yapamadığımız, ihmal ettiğimiz ve varlığını fark edemediğimiz uğraşılara yönelme fırsatı sunar. Bunlardan en önemlisinin edebiyat olduğunu atlamayalım derim. Uğradığınız tatil yörelerinde kitapçılara, sahaflara, dahası kitap fuarlarına uğramayı, ayaklarımıza kadar getirilen tiyatro oyunlarını önemsemek gerekiyor. Kentlerin insan kalabalığından, trafik yoğunluğundan, tekdüze iş yaşamından, hele de sosyal medya bombardımanından bunalmış olanlar; unutmayalım, asıl olarak ruhumuzun dinlenmeye ihtiyacı var.

Halil Genç

Yorum bırakın