
Kurban ve kurtarıcı rolleri
Zaman zaman hepimiz “kendine acıma” diyebileceğimiz bir duygunun içine kurban rolüyle girebiliriz. Aslında yaptığımız şey o anda kendimize şefkat göstermektir. Eğer fazlası olursa bizi zorlayan bir duyguya dönüşür. Şefkat ihtiyacımız nedeniyle kurban rolüne giriyorsak, şefkati dolaylı yoldan gösteriyoruz demektir. Hep bu duygunun içinde olmak, kişinin diğer insanlarla olan ilişkisini, hayatla olan ilişkisini, gerçeklikle olan ilişkisini ve kendiyle olan ilişkisini bozar. Kurban gibi hissetmek bir kuyunun içine düşmek gibidir, düştükçe düşersiniz. Genellikle kurban gibi hissedenler şefkat ihtiyaçlarını fark edemezler. Şayet şefkate ihtiyacımız varsa bunu kendimize direkt olarak göstermenin yollarını bulmalıyız. Kurban rolüyle acılar içinde yaşayan bir insan gibi hissetmemiz, hep haksızlığa uğradığımızı, her şeyin bizim başımıza geldiğini ve bütün kötü durumlara yalnızca bizim maruz kaldığımızı düşündüğümüz anlamına gelir. Bu durum kişiyi ve ilişkilerini zorlar.

Erken yaşlarda ihtiyacımız olan şefkati almazsak, ilerleyen yaşlarda sosyal hayatımızda problem yaşarız
Kurban gibi hissetmek, mağdur olma duygusuyla harekete geçer. Kendini mağdur hissetmek, hayata karşı hep yenik olduğunu hissetmek, hep başkaları tarafından ezildiğini, haksızlığa uğradığını hissetmek çok ciddi bir probleme dönüşür. Bu durum diğer insanlarla ilişkimizi ve hayatın içindeki duruşumuzu bozar. Sonuçta sosyal hayatımız da olumsuz etkilenir. Profesyonel destek almak, kendimizi zorlayan davranışları yok etmek için çok önemli bir adım. Kendimize şefkat gösterecek sağlıklı yollar bulmalı ve bunları daha sağlıklı yollardan göstermeliyiz. Maalesef mağdur rolü, toplum tarafından da biraz şiddetlendirilen bir durum. İnsanlar, mağdur edebiyatıyla başına çok acı şeyler gelmiş kişiler hakkında konuşmaktan da zevk alıyor.

Kurtarıcı rolü, başkalarını kurtarmak isterken kendini kurtaramayan bir roldür
Kurtarıcı rolüne girenler, kendini feda ederek, başkaları için yaşayarak ve onları önceleyerek davranan kişilerdir. Haksızlığa karşı son derece hassastırlar ve pek çok şeyi arka planda kontrol etmeyi isterler. Elbette herkes birbirine yardım etmelidir, dünya tek başımıza bütün yükleri kaldırabileceğimiz bir yer değil. Fakat kurtarıcı rolü, biraz narsistik özellikler içeren biraz da kişilerin mecbur kaldıklarından içine girdikleri bir durumdur. Daha önce kendini öteleyen ve başkalarını önemseyen, onları kurtarayım derken kendini kurtaramayan bir roldür, kurtarıcı rolü… Sürekli çevremizi düşündüğümüz zaman kendimize enerjimiz kalmaz ve belli bir süre sonra kurtarıcı rolüyle devam etmemiz bizde tükenmişliğe yol açar. Unutmamalıyız ki sürekli başkalarını kurtaramayız. Hem zihinsel olarak hem fiziksel olarak gerçekten tükeniyoruz. Etrafı kontrol edeceğim derken başkalarının hayatlarını yönlendirme ve yönetme eğilimleri, bu sefer ilişkilerde çatışmaya yol açıyor. Oysa biz başkalarını yönetemeyiz. Kendi hayatımızı ancak yönetebiliyoruz, o da belli yönlerini… Hâl böyleyken başkalarının hayatını yönetmeye nasıl cesaret edebiliyoruz veya cüret edebiliyoruz? Bu aslında kurtarıcının kendi sorunlarının üstünü örtme gayretini gösteriyor. Çünkü başkalarıyla bu kadar uğraşınca kişi kendiyle veya geçmişiyle, yaralarıyla ilgili çok fazla düşünmesini engelliyor. Kurtarıcı rolünü üstlenen insan, kendi sorunlarını çözemediği zaman başkalarıyla alakalı sorunları çözmeye çalışıyor ve çevresi için sorumluluk alarak kendi sorumluluklarını unutuyor.
Bu konular bizim için en can alıcı noktalar… Hayatımızın içinde ve ilişkilerimizi en çok etkileyen konular kurtarıcı-kurban rolleri ve bu rollerin getirdiği sıkıntılar. Bunlarla gündelik hayatta baş etmek çok zor, bu nedenle gerçekten profesyonel desteğe ihtiyaç duyanların hiç zaman kaybetmeden bu desteğe doğru yönelmelerini ümit ederim. Denge bulunursa toplumuzun genel huzuruna da çok fazla katkısının olacağını düşünüyorum.
Şule İzgi Şahin

Yorum bırakın