
Yer Altında Canlı Bir Dünya: Tulumtaş Mağarası I Melahat Atlamaz
Yolculuğun anlamı herkes için farklıdır. Benim için gezmek, yaşadığımız hayatın biraz olsun dışına çıkmak, yeni yerler görüp incelemek ve hoş vakit geçirmektir. Bu eylem yaşamımıza güzellikler katarken, bir yandan da ruhumuzu doyurur. Memleketimde ekim yapılan tarlalarda, hasat zamanı geldiğinde alınan verim çoksa “Bire yedi verdi” denilir; bu terimi seyahat için de kullanabiliriz. Çıktığımız her yolculukta bire yedi verim alırız.
Eskiler, “Tebdilimekânda ferahlık vardır,’’ derler; haklılardır… Yola çıktığımızda ferahlık, rahatlık hissetmemek mümkün değildir. Bu duyguyu yaşamak için bulunduğumuz yerden çok da uzaklaşmamıza gerek yok… Ankara’da yaşayanlar, şehirden ayrılmak istemeyenler, Gölbaşı ilçesinde, merkeze yakın bir konumda yer alan, ulaşım sorunu bulunmayan Tulumtaş Mağarası’nı ziyaret edebilirler… Geziye, Ahlatlıbel ve İncek’te piknik yapmak da dâhil edilebilir. Girişteki kamelyalarda dinlenebilirsiniz. Termosta çayınız varsa bizim gibi köy sakinliği içinde çayınızı yudumlayabilirsiniz.

Bir milyon yıldır keşfedilmeyi bekleyen Tulumtaş Mağarası
Sıcak bir pazar gününde, Karayatak mevkiinde, Tulumtaş Mahallesi hudutlarında bulunan mağaraya doğru yol alıyor; 1992 yılında, Ankara Çevre Yolu yapımı sırasında taş ocağı olarak kullanılan alanda, dinamitle yapılan patlatma sonucu mağaranın ortaya çıktığını öğreniyoruz.
Uzun süren titiz çalışmalar sonucu 1 Ağustos 2023’te Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek tarafından ziyarete açılmış. Uzunluğu beş yüz kırk dokuz metre… Bu tür yapılara fosil türünden mağaralar deniliyor. Doğal girişi bulunmuyor. Üçüncü derece doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış.
Mağaranın devamlı kendini yenilediğini, bu nedenle içerisindeki havanın farklı olduğunu, sıcaklığının dışarıya göre en az yirmi derece düştüğünü söyleyen Şimşek, “İnsanlar merkezde sıcaktan bunalıyorsa bu mağaraya gelip serinleyebilirler. Doğal bir klima özelliği taşıyor.” diyor. Rahat rahat gezmeniz, incelemeniz hatta serinlemeniz için iki saat yetecektir.
Mağarada dikit, sarkıt, sütunlar ve okyanus kalıntıları bulunmakta… Ocaktaki dinamit patlamaları sırasında mağaranın bir kısmı ve bazı damlataşı oluşumları tahrip olmuş. Ankara çevresinin karst açısından diğer bölgelere göre fakir oluşu, Tulumtaş Mağarası’nı daha değerli kılıyor…
Oluşumu bir milyon yıl öncesine dayanan, böylesine önemli bir mağaranın Gölbaşı’nda bulunması, turizme kazandırılması çok değerli… Yerli ve yabancı turistlerin bu kıymetli mağarayı gezmek, görmek için dünyanın her yerinden geleceğini öngörmek zor değil.

“Benim sadık yârim kara topraktır,” diyen Âşık Veysel’i hatırlıyorum
Mağaraya adım attığımızda âdeta farklı bir dünyaya giriyor, kayaların geçirdiği oluşumları görüyoruz. Sarkıtların her biri öyle farklı şekillerde ki muhayyelinizde onları istediğiniz gibi yorumlayabiliyorsunuz. Yer altında da canlı bir dünya olduğunu düşünmeden edemiyorum. Toprak, insana huzur veriyor… Dinlendiriyor. Zihnim boşalıyor. “Benim sadık yârim kara topraktır,” diyen Âşık Veysel’i hatırlıyorum… Bu duygularla, tarifsiz bir huzurla ayrılıyorum.
Mağaranın üst bölümünde yan yana pek çok ülkenin bayrağı göndere çekilmiş. Rengini şehitlerimizin kanından alan, üzerine beyaz ay ve yıldızın işlendiği bayrağımızın en yukarıda dalgalandığını görmek gurur veriyor…
Sözün kısası Tulumtaş Mağarası, Ankara ve Türkiye turizmine kazandırılmış önemli bir değer…
Melahat Atlamaz

Yorum bırakın