Kültürel Miras Uzmanı Serkan Hızlı ile Petrus van Schendel’in büyüleyici eseri Kitap Fuarı Üzerine

Kültürel Miras Uzmanı Serkan Hızlı, Ressam Petrus van Schendel’in büyüleyici eseri Kitap Fuarı’nı Edebiyat Sanat Hayat Dergisi için yazdı. Schendel’in aydınlık fırça darbelerinin izini, resmin etkileyici figürlerini Serkan Hızlı’nın sanatla bezenen kaleminden okuyabilirsiniz. 

Lüksemburg Sanat Müzesi’nde 2013 yılı Mart ayının ilk günlerinde bir sergi açılışı vardı. Ressam Petrus van Schendel’in altmış kadar eseri yer alıyordu ve serginin adıysa Gecenin Renkleri’ydi. 

Gecenin Renkleri Sergisi, Petrus van Schendel’in ustalaştığı gece sahnelerinde inanılmaz bir yetenekle kullandığı mum, kandil gibi yapay ışık kaynakları ve bu ışık kaynaklarının formlar üzerindeki etkisini vurguluyordu.

Mösyö Kandil olarak da bilinen ressam Petrus van Schendel, Breda yakınlarındaki Terheyden köyünde çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir ve henüz küçük yaşlarda resme olan yeteneği keşfedilir.

1822’de Antwerp’e gider ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim alır. 1822’den 1828’e kadar Tarih Ressamı Mattheus Ignatius van Bree ile çalışır. Öğrenim hayatında onu en çok etkileyen Chiaroscuro olur yani ışık gölge tekniği ve bu tekniğin sahnenin duygu yoğunluğunu arttırmak için kullanılması…

Schendel aslında kariyerine portre ressamlığı ile başlar. Ancak zaman içinde ressamlık kariyeri boyunca gece sahnelerinde kandiller, mumlar, havai fişekler, şömineler gibi yapay ışık kaynaklarının yanında doğal ışık kaynaklarında da kendini geliştirir. 1830’da resmettiği Gece Pazarı eseri, Hollanda ve Avrupa’da ün kazanmasına sebep olacaktır. 1832 yılında eşiyle birlikte Amsterdam’dan Rotterdam’a taşınır burada çizim öğretmeni olarak çalışmaya başlar. 1838 yılında ise Lahey’e yerleşecektir.

Ustalaştığı yapay ışıkla aydınlatılmış gece resimlerine ağırlık verir. O dönemde resimleri oldukça ilgi çeker ve sanatçı için bu durum ticari açıdan da mutluluk vericidir.

Aslında Petrus van Schendel’in kullandığı tarz noktürn yani gece sahneleri, 17. yüzyılda mum ışığı, ay ışığı gibi ışık kaynaklarını kullanarak yapılan resimlerin yeni bir türüydü. 17. yüzyılda Georges de la Tour, Godfried Schalcken gibi ustaların daha önce kullandıkları mum ışığı ile aydınlanan gece sahneleri oldukça ilgi görmüştü. Ancak bu resimlerde mum ışığı gibi yapay ışık kaynaklarına çoğunlukla iç mekanlarda yer verilirdi. Dış mekanlarda ise ay ışığı kullanılırdı. Petrus van Schendel ise mum ışığını, sokaklarda ay ışığı ile birleştirerek sayısız resim üretti ve çok ilgi gördü.

Kitap Fuarı I Petrus van Schendel

Kitap Fuarı resmi 1852 tarihlidir. Resimdeki ışık kaynaklarına bir bakalım… Mum, kandil, gazlı sokak lambaları gibi yapay ışık kaynaklarının yanında güçlü bir ay ışığı var. (Not: 18. ve 19. yüzyılda gece bir etkinlik yapılacaksa bu, mutlaka dolunay gecesine denk getirilmeye çalışılırdı ki insanlar at üstünde ya da at arabasıyla evlerine rahatça dönebilsinler…)

Resimde hem doğal hem yapay ışık kaynakları kullanılmış ve bunların etkileri de ayrı ayrı oldukça detaylı işlenmiş. Figürleri tek tek incelediğimizde, bu figürlerin yüzlerine, kıyafetlerine düşen ışığı, gölgede kalan alanları, güçlü ay ışığı ile insanların gölgelerinin yerdeki taşların üstünde düşmesini ve ışıklı gölgeli alanları görürüz.

Resmin tam ortasındaki binanın penceresinden, içeride yanan, çok da güçlü olmayan ışık kaynağının -büyük ihtimalle- bir kandil olduğunu anlayabiliyoruz. Resimde gözlerimiz her zaman ışıklı alanlara doğru kayar. Buradaysa birden fazla ışık kaynağı var, dolayısıyla gözlerimiz resmin çeşitli bölümleri arasında gidip geliyor. Schendel, özellikle ışığın güçlü olduğu alanlarda figürlerin yüz ifadelerini ve çizgilerini çok güçlü şekilde tasvir eder ki zaten kariyerinin ilk dönemlerinde de portre ressamı olarak anılmıştır.

Ressamlığının dışında mucit olarak da karşımıza çıkar Petrus van Schendel. 1851 yılından itibaren tarım, havacılık, demir yolu teknolojisi gibi alanlarda uygulanmamış ancak patenti alınmış birçok çalışması vardır.

1845 yılında Brüksel’e taşındığında gece sahneleri ile ünü artmış bir sanatçı olarak kraliyet ailesinin üyelerinden dönemin sanat camiasına kadar stüdyosu ziyaret eden geniş bir çevresi vardır. Stüdyosunda iki oda olduğu bilinir. Biri oldukça aydınlıktır, diğeri mumlarla aydınlatılmıştır. Bu odada modelleriyle çalıştığı, mum ışığının yüzlerine düşmesiyle gölgeli alanları detaylandırdığı ve daha sonra resimlerini aydınlık odada tamamladığı biliniyor.  Arti Sacrum – Sacred Art adında Rotterdam’da çalışmış ressamlardan oluşan bir grubun da üyesiydi.

Serkan Hızlı

Yorum bırakın