İsimsiz, Kimsesiz ve Rakamdan İbaret: Kadın

Bazıları bir sıfır başlar hayat dediğimiz savaşa. Okuldan, işten, gezmeden eve geldiklerinde titizce hazırlanmış yemek masası, temizlenmiş oda, saf sevgi ve sıcak bir gülüşle karşılanır, ötesini düşünmez.

O sıcak gülüşün gün boyunca yaşadıklarını kimse umursamaz.  Hâlbuki o da işe gitmiş, çalışmış, sonra gelip her şeyi temizlemiştir. Ev halkı ona yardım etmez, odalarına geçer oturur, o ise monoton hayatına devam eder; yaşadığı hiçbir şeye karşı çıkmaz, düzene boyun eğer. Hayatını bu şekilde yaşamayı kendi mi istemiştir, toplum mu onu zorlamıştır, emin değildir. Karşı çıksa ne yaşayacağını bildiğinden denemeyi aklından bile geçirmez, düzeni var olan hâliyle devam ettirmek ister. Rakamlaşmış ve isimsiz kadınların yarım kalan mutluluklarını, kendileriyle gömüldüğü hâlde sonsuza kadar yaşayacak hayallerini ruhunda hisseder. Dört bin dokuz yüz altmış üç ve bilmediği nice kadının başlama çizgisinde sona eren hayatını; baskısıyla, acısıyla, zorluğuyla yaşar. 

Arkasından söylenecekleri bilir. Ölünce birinin “annesi”, dayak yiyince birinin “kızı”dır ama o sıfatlardan bağımsız sadece bir kadın olmak ister. Yaşarken sesini çıkardığında parmakla gösterilip, fahişe adı takılırken ölünce Meryem vasfına koyulup arkasından ağlansın istemez.

Mahkeme salonunda, sosyal medyada, halkın dedikodularında kendini koruyamayacak olan sorgulanır. Hiçbir zaman katile soru sorulmaz. Ne giyerse giysin, saat kaçta dışarıda bulunursa bulunsun, ölümünden sorumlu olan yine kadındır. Kan lekesi eline kazınan adam yeni avına gider. Yoluna çıkan kadın içinse yere düşen her çiçek sessiz bir protesto olur.

Kadın kelimesini dile getirmek onları korkutur. Bir kez olsun söyler, varlıklarını kabul ederlerse, adını anmaktan korktukları kadınların hakları olur, dünya onları tanır. Toplum için “kadın” nedir? Erkeğin patronuna olan sinirini çıkarttığı yaratık, önemsiz bir varlıktır. Ne de olsa, kimsesi yoktur. Bitmiş, yorulmuştur. Gece başını yastığına koyduğunda “Yarın nasıl nefes almaya devam ederim?” sorusunu aklından çıkaramayan, korkan, sesi duyulmayan bir eşyadır pek çok gözde. Geçmişte de günümüzde de hiçbir zaman kadına nasıl yaşamak istediği sorulmamıştır. Hiçbir zaman buna layık bulunmamıştır. Erkeklere göre feminizm denen şey, onların kadına verdiği haklardır. Aştığı anda erkek düşmanı, tedavi olması gereken bir sorunlu ilan edilir.

Hâlâ susturmak için çabalıyorlar, susmamız için öldürüyorlar, şiddet gösteriyorlar. Hiçbir zaman başaramadılar, başaramayacaklar. Dün İkbal ve Ayşenur, bugün Bedriye ve Sonay, yarın biz. Sorumlusu olmasak da sesimizi duyurmak yine bize düşüyor.

Biz kimsesiz, susturulmak için uğraşılan, sahipsiz bırakılan kadınlarız. Biz birbirimize sarılırız, gerisi masaldan ibaret.

Arya Özcan

Yorum bırakın