Klinik Psikolog, Psikoterapist ve Yazar Şule İzgi Şahin ile Terapi Sohbetleri: Eleştirinin İnsan Psikolojisindeki Etkileri  

Psikolojik polisiye roman üçlemesi Kopmuş İp, Kocama Tuzak Kurdum, Kırmızı Kadifenin Sırrı eserleriyle tanınan, alanında benzersiz bir çalışma olan Romandrama’nın yazarı, ODTÜ Edebiyat Kulübü’nün kurucusu, Uzman Klinik Psikolog, Psikoterapist ve Yazar Şule İzgi Şahin, eleştirinin kişiyi nasıl etkilediğini, yapıcı eleştirinin-önerinin tanımına yer verdiği ve eleştiri kültürü üzerine pek çok önemli bilgiyi sunduğu Eleştirinin İnsan Psikolojisindeki Etkileri köşe yazısıyla Edebiyat Sanat Hayat Dergisi’nde… 

Eleştirinin İnsan Psikolojisindeki Etkileri

Eleştiriye aslında çok açık gibi görünen ancak eleştiri alınca hayli tepki gösteren, başkalarını çok fazla eleştiren, akıl vermeyi seven ve müdahale etmeyi görev edinen duygusal bir toplumuz. Daima karşı tarafın iyiliğini düşünerek, içinde bulunduğu sıkıntılı durumlardan kurtarmak ya da daha iyi bir şey yapmasını sağlamak amacıyla iyi niyetle pek çok eleştiri yaparız. Ancak bu durumda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, karşı tarafın bunu talep edip etmediğidir. Şayet talep edilmediği hâlde, onun iyiliği için bir şey yapmaya çalışıyor ve eleştiriyorsak, bu durumda karşı taraf sadece öfkelenir ve savunmaya geçer. Eleştiri karşısında gösterilen en bariz tavır, savunmadır. Bu nedenle de zannedilenin aksine, eleştiriyi yararımıza olacak şekilde kullanamayız.

Aşırı eleştirel ebeveyn üzerine 

Aşırı eleştirel ebeveynler, çocuğun doğal bir şekilde kendi yoluna gitmesini ve kişiliğini bulmasını engeller. Çocuğun, aile ve toplum içinde nasıl davranması gerektiğini, kendi faydasının diğer insanların faydasıyla nasıl çatışıp çatışmayacağını veya zor durumlarla nasıl başa çıkabileceğini, kendi kendine öğrenmesi gerekir. Aileler, bu konuda sadece bir yönlendirici ve koruyucu rolünü üstlenmelidir. Çocuğa, duygu ve davranışlarında özgür olduğunu hissettirmeli; zor durumlarda destek olmak üzere yanında hazır bulunacaklarını göstermeleri gerekir. Aileler, kaygılı insanlar olarak, kaygılarını çocuğun üzerinde eleştiri yaparak ve müdahale ederek gösteriyorlar. Bu da kişisel sınırları zorlar ve müdahaleler kişisel gelişimi engelleyerek, öz güvensizliğe yol açar.

Eleştiri yerine yapıcı öneriye başvurmak

Eleştiri, eleştiridir.  Eleştiri, kişiliğimize hakaret edildiğini ya da davranışlarımızın, düşüncelerimizin sınırlandırıldığını hissettirdiği için bizi zorlayan bir konudur ve savunma duvarları örmemize yol açar. Eğer karşı taraf, yapıcı da olsa eleştirilmek veya o konuda herhangi bir uyarı almak istemezse zorlanırız.  Peki ama hiçbir şey söylemeden nasıl ilerleyeceğiz? Bazı şeyleri görüyorsak ve karşı tarafa da bunu bir şekilde aksettirmek istiyorsak ne yapmalıyız? İşte bunun cevabı yapıcı eleştiri kavramından geçer. Aslında adına yapıcı eleştiri değil de yapıcı öneri demek daha doğrudur. Düşüncelerin eleştiri yerine öneri olarak sunulması çok önemlidir, bunları sunarken de kişinin gelişimi desteklenmelidir. Yani sadece sorunu gösterip, “şöyle şöyle yapıyorsun, böyle böyle yapıyorsun” denilmemelidir. Bunun yerine makul ve olumlu bir çözüm önerisiyle kişiye gidilmelidir. Sadece durumu eleştirmek doğru bir tavır olmayacağından aynı zamanda çözüm önerisini de beraberinde sunmak çok önemlidir. Kullanılacak dili seçerken de dikkatli olmak gerekir. Çünkü çoğu kere “sen” hitabıyla başlayan ve kişinin kişiliğini hedef alan konuşmalar yaparız. Yapıcı eleştiride önce empati yaparak kendimizi karşı tarafın yerine koymalıyız. Ardından “sen” dili yerine “ben” diliyle anlatmalı, içine duygularımızı da eklemeliyiz. Yani -hangi konuda konuşuyorsak ona uygun kelimeleri kullanarak- “ben şöyle hissediyorum”, “şunun şöyle olduğunu fark ettim ve çok üzüldüm” gibi cümleler kurarsak, söylediklerimiz karşı tarafa ulaşabilir. Ancak bu şekilde karşı tarafta bir anlam bulur.

Eleştiri kültürümüzü geliştirmek

Her şeyden önce başkasının hayatına müdahale edemeyeceğimizi kabul etmeliyiz. Şayet eleştiri değil de yapıcı önerilerimiz varsa, bunları karşı tarafın zor durumda kaldığını gördüğümüz zamanlarda veya gerçekten yardıma, desteğe ihtiyaç duyduğunu hissettiğimiz vakitlerde ve ancak onun talep etmesi hâlinde söyleyebiliriz. Toplum olarak eleştiri kültürümüz, talep edilmeden sunulan, bir nevi ders verir gibi hissettiren söylemlerden ibaret…  Ders verircesine sarf ettiğimiz sözler, davranışlar karşı tarafta bir anlam uyandırmaz. Daha yapıcı ve dengeleyici bir dil kullanarak, sorunun çözümüne, kişinin o anki ihtiyacına yönelik öneriler vermemiz yeterlidir.

Klinik Psikolog, Psikoterapist, Yazar Şule İzgi Şahin

Yorum bırakın