Bundan yirmi dokuz yıl on bir ay önce ‘Merhaba Kâinat’ diyerek, 94.9 frekansında yayın hayatına başlayan Açık Radyo’nun yayını; karasal yayın lisansının 16 Ekim 2024 Çarşamba günü Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kararıyla iptal edilmesinin ardından durdu.
Aynı gün; radyonun fikir babası, kurucusu ve en önemli programlarından biri olan Açık Gazete’nin sunucusu Ömer Madra, Açık Radyo yayınına şu sözlerle son verdi:
“Evet, o zaman bitiriyoruz artık… Tüm Açık Radyo dinleyicilerine ve destekçilerine teşekkür ederiz. Açık Radyo kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık kalacaktır.”
Tarihimize, utanç duyulacak bir an olarak geçen yayın iptalinden sonra, aynı gün Açık Radyo önünde basın açıklaması yapıldı.Sevgili Ömer Madra’nın yüreklerimizi dağlayan konuşmasını dinlerken, ifade özgürlüğüne vurulan darbenin yüreklerimizi de hançerlediğini hissettik her birimiz.
Çünkü otuz yıllık yayın hayatı boyunca yaklaşık yirmi altı bin konuk ağırlayan, kıymetli programcılarıyla sağlık, bilim, müzik, felsefe, edebiyat, toplum ve topluma dair her konuda yayın yapan Açık Radyo kısa zamanda dinleyicisinin en yakın dostu olmuştu. Dinledikçe öğreniyor; öğrendikçe tutkuyla bağlanıyorduk… Açık Radyo, dünyanın ücra köşelerindeki gelişmeleri; özel programcıları ve konukları aracılığıyla büyük bir titizlikle araştırıyor, dünyadan ve ülkemizden önemli haberleri, tarafsız yayıncılık ilkesinin ışığında dinleyicisiyle buluşturuyordu.
İşte bu yüzdendir ki özgür yayıncılık ve ifade özgürlüğüne vurulan bu darbe, yıllanmış ve birbirlerine sımsıkı bağlı olan dinleyici ve destekçi kitlesini de yüreğinden yaralıyordu.
Bu üzücü iptal kararının ardından da sosyal mecralarda #acikradyokapatilamaz #acikradyosusturulamaz etiketleriyle tepkiler çığ gibi büyümeye başladı. Sürece şu anda üzüntüyle şahit oluyoruz. Ancak inanıyorum ki yıllar sonra dönemimizin mukadderatını değiştirecek ve mutlu sonla bitecek bu hikâye, bir belgesele konu olacak ve biz alınan kararın Açık Radyo’nun sesinin daha büyük kitleler tarafından duyulması için yaşanması gereken bir süreç olduğunu hatırlayacağız… Evet evet… Yazmalı bu son cümleyi bir kenara… E ne demişti Ömer abim: Söz uçar yazı kalır.
Ömer Madra’nın Merhaba Kâinat anonsunu duyarak başladığımız güne, koca bir sessizlikle başlamak, sadece Açık Radyo dinleyicisi ve destekçisiyle paylaşılabilecek bir serzeniş olsa gerek. Haftanın belirli gün ve saatlerinde yayımlanan sevdiğimiz programları sabırsızlıkla beklemek… Arabada, evde, işte, yemek yaparken… Her yerde, her koşulda Açık Radyo’yu dinlemek… Arabayı park ettiğimizde, arabadan inememek… Hani nerede Ahşaptan Betona Mecidiyeden Jetona? Sadanüvis… Musiki Arşivi… Semt-i Nihavent… Şansonlar… Fransız Öpücüğü… Otuz yıldır aynı isimle devam eden programlardan Sandıktaki Sesler, Tuna’nın Beri Yanı? Sessizliğin yarattığı korkutucu boşluk hepimizi sarmış durumda.
Neredeyse ilk kayıtlarına şahidim bu otuz yıllık programların… Henüz üniversiteden yeni mezun olmuş bir gencim, yeni açılan bir radyoya onlarca başvuru arasından seçilmişim. Kurucu ortaklardan rahmetli Atilla Aksoy işe almış beni. Gurur duyuyorum tabii kendimle.
Radyoda geçirdiğim beş buçuk yıllık çalışma sürecimde Açık Radyo’nun koca bir okul olduğunu anlamıştım. Ne çok şey öğrendim Elmadağ’daki o iki katlı mekânımızda… Ömer Madra Açık Gazete programını sunarken, kayıt odasında hem izledim hem dinledim. Koridorlarda koşarak yayına iş yetiştirdim. Zaman zaman Ömer Madra’ya yazılarını gazeteye ulaştırma ve tashih konularında asistanlık yaptım. Bir gün baktım yanımdan pos bıyıklı, gülümsemesi eşsiz bir şair geçiyor. Baktım şiir mırıldanıyor:
Bir yola çıkan kişi,
bir yerden bıkandır;
bir yerde konaklayan ise,
bir yerde yorulan –bu
iki konum böylesine farklı…
Derken biri akordeon çaldı uluorta. Balkan ezgileri çalındı kulağıma… Hazırlayıp sunduğu program Tuna’nın Beri Yanıidi.
Bir yazar yürüdü koridorda, elinde kalın bir kitapla. İstanbul Bir Masaldı diye fısıldadı kulağıma.
Felsefe programı sunan bir müzisyen, yıllar sonra Bir Derdim Var adında bir şarkı yapacaktı.
Evet. Açık Radyo’nun bir derdi vardı. Dinleyicisine okul olmak gibi mesela. Bunun yanı sıra Açık Radyo; gönüllülük esası ile tarihten çevre bilimine, ekonomiden iş güvenliğine kadar tüm konularda toplumu aydınlatan; deprem, sel, yangın ve benzeri afetlerde yardımlara nasıl ulaşılacağı, afetlerle nasıl başa çıkılabileceği ve afet bölgelerine yardımların nasıl ulaştırılabileceği konusunda her daim yol gösteren bir mecra oldu.
Yazımı hazırlarken aklıma tonlarca anı, dost geliyor ve zihnim o günleri yaşamanın sevincini hatırlıyor. Bunların içinden biri de hem hüzün hem gurur yaşatıyor bana. İşten ayrılırken cânım Ömer Madra’nın beni gözyaşları içinde uğurlayışı… İşte böyle eşsiz ve güzeldir onun kalbi.
Ayrıldığım günden beri Açık Radyo dinleyicisi ve elimden geldiğince de destekçisiyim. On yaşımdaki kızım da doğduğundan beri radyomuzu dinliyor ve program destekçisi oluyor. Hatta Ömer abisinin doğum günlerini de atlamıyor; her sene kutluyor. Şuna inanıyorum ki; kızım ve sonraki kuşaklar, demokrasinin ve ifade özgürlüğünün neferi olan Açık Radyo’yu çok daha özgürce dinleyecekler.
Açık Radyo’nun toplumumuz için misyonunu bir benzetme ile açıklamam gerekirse, şunu söyleyebilirim:
Mashlow’un ihtiyaçlar piramidinde kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarına karşılık gelir bana kalırsa. Kişisel tatmin, kişisel başarı ve kişinin potansiyelini ortaya çıkarması bu ihtiyaç tanımının alt başlıklarıdır ve Açık Radyo bence tüm bunlar için ateşleyici bir güçtür.
Dileğim şudur ki içinde bulunduğumuz süreçte, bizi hayata bağlayan ve toplumsal fayda konusunda önemli bir nefer olan 95.0 Açık Radyo için verilen bu karardan bir an önce dönülür ve radyomuzun sesi özgürce daha geniş kitlelere sansürsüzce ulaşır.
Öte yandan inanıyorum ki, yasaklanan her şey gibi Açık Radyo sevgisi de bir çığ gibi büyüyecek, evrenin ücra köşelerinde dahi fark edilecek ve yeniden özgürce yayınına devam edecek.
Sen çok yaşa AÇIK RADYO 95.0!
Sen çok yaşa ÖMER MADRA!
Sen çok yaşa AÇIK RADYO ailem!
Yazıma, radyoda da sık sık sevgili Tilbe Saran’ın sesinden dinlediğimiz, Bertolt Brecht’in 1936 yılında yazdığı, Türkçemize Kıvanç Nalça tarafından çevrilen Radyo şiiriyle son vermek istiyorum.
Radyo
Sen küçük kutu, tutun bana kaçalım.
Kİ taşırken seni evden gemiye, gemiden trene
kırılmasın lambaların.
Düşmanlarım hakkımda atıp tutarken yanımdaydın.
Hem yatağımın hem acımın.
Onların zaferlerinden, benim kulaklarımdan geçen
gece en son sen, sabah ilk ses sen…
Söz ver bana birdenbire susmamak için!
Bertolt Brecht












Yorum bırakın