Kulisten: Deniz Bayhan ile Tiyatro Söyleşileri

Kulisten: Deniz Bayhan ile Tiyatro Söyleşileri

 Konuk: Asuman Çakır

Sahnede Var Olmak Cesaret İşidir

Oyuncu, Yazar ve Yönetmen Asuman Çakır, Deniz Bayhan ile Kulisten Tiyatro Söyleşileri’ne konuk oldu. Çakır, konservatuvar yıllarından Balkonda Sanat’a uzanan tiyatro yolculuğunu, sahnede olmanın üç hâlini ve yeni oyunu “Etiketin Yarısı”nı sekiz soruda anlatıyor.

 

Deniz Bayhan: Asuman Hanım, sizi oyunculuğunuz, yazarlığınız ve yönetmenliğinizle biliyoruz. Hikâyenizi bir de sizden dinleyelim… Tiyatro yolculuğunuz nasıl başladı?

Asuman Çakır:
1983 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarını kazanmamla başladı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde de okuyordum. Her ne kadar koşullarım dolayısıyla o zaman konservatuvarı tamamlamamış olsam da sonrasında tiyatro sanatı hayatımın orta yerine yerleşti. Şu anda da yolculuğumuz Balkonda Sanat olarak devam ediyor.

Oynamaktan ve izlemekten en mutlu olduğunuz oyunlar hangileri?

Kendi oyunlarımı oynamaktan da izlemekten de mutlu oluyorum. Ayrıca canlı, gerçek, belli bir ritmi olan, sade oyunları izlemeyi severim. 

 Tiyatro sizin için ne ifade ediyor?

Çok büyük harflerle anlatmak istemem çünkü herkes bir biçimde hayatta kalıp, bir şeylere tutunuyor. Sanırım benim için canlılık, anlam arayışı… Bir şeyleri dönüştürme gücünü hissetmek diyebilirim.

Yazmak, Yönetmek, Oynamak: Sahnenin Üç Hali

Kendi yolculuğunuza baktığınızda, oyunculuğa yeni başlayanlara neler önerirsiniz?

Hayatta neler yapılması gerekiyorsa burada daha çok yapılması gerek. Eğitim, kendine özen, düzenli yaşam ve sabır… Dışarıdaki insanları dinlemek ve gözlemlemek kadar kendini de gözlemlemek… Burada ne yaptım, nasıl baktım, ne hissediyorum gibi… Elbette teknik, akıl ve içindeki enerjiyle sahnede var olabilindiği gibi asıl kendine dürüst olabilme marifetidir; dolayısıyla da cesaret işidir.

Aynı zamanda tiyatro oyunu da yazıyor ve yönetiyorsunuz. Yazdığınız ve yönettiğiniz bir metnin sahnede canlanışını izlemek nasıl hissettiriyor?

Oturduğunuz yerde bütün oyunu oynamak gibi, çok yorucu bir şey… Oyun bittiğinde savaştan çıkmış gibi oluyorsunuz…

Tiyatro sanatı bir insana, bir izleyiciye sizce neler katar?

Yıllar önce bir grup liseli öğrenciyi tiyatroya götürecektim. Ayak sürüyerek yola çıkıldı. Çoğu başka bir şey yapmak istiyordu, üzerlerine kurşun tozu dökülmüş gibilerdi ama oyundan çıkıldığında bambaşkalardı; çok parlak, enerjik, capcanlılardı. Elbette onların yaşına uygun bir oyun olduğu içindi… Tersi de mümkün; izleyicinin konforunu bozmak, rahatsız etmek, kendini ve çevresini fark etmek… Tiyatro canlı olduğu için insandaki değişimi çok daha çabuk olur. İzleyici aktörün duygusunu etkileşimle (gülmek, ağlamak) değiştirdiği için izlemekten öte o “an”a birlikte tanıklık ederler. Neredeyse aralarında bir diyalog vardır, farkı buradadır. 

Yeni Oyun: “Etiketin Yarısı”

Oyunculuk, yazarlık ve yönetmenlik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Aslına bakarsanız bir denge kurmanın imkânı yok ama koşulları zorluyorsunuz. Tiyatromuzu ilk kurduğum yıllarda üçünü de yapmak zorunda kaldım. Sonrasında sadece yazar olarak görev aldım. Şu son oyunumda sürprizlerden dolayı oyunculuk da dahil, kendi yazdığım oyunun yönetmenliğini de yapıyorum. Yeni oyunumuzun adı; Etiketin Yarısı. Sosyal medyada tarihlerimizi paylaşacağız. 

Yeni projelerinizi merak ediyorum. Önümüzdeki dönemde bizi neler bekliyor?

Yukarıda bahsettiğim gibi yeni oyunumuz Etiketin Yarısı’nın provalarını yapıyoruz. İlk defa komedi türünde yazdım. Çok güncel bir konu, izleyicimiz bu sefer gülecek. Kameraya gelirsek; şu anda net bir dizi film veya sinema projesi yok. Zaten Netflix’te yayınlanan Ayrılık da Sevdaya Dahil haftalardır ilk onun içinde… Bu beni mutlu ediyor.

İçten yanıtlarınız için teşekkür ederim.

 

Yorum bırakın